<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Habab-ı Devr : Şahin Torun</title>
        <description>1966 Erzurum doğumluyum.Atatürk Üniversitesi İdari İlimler ve Bilimler Fakültesinden 1989'da mezun oldum. Diplomam İktisatçı olmasına rağmen, kuramsal edebiyat ve her tür yazınsal uğraşa dair estetik, eleştiri, kuram eksenli okurum. Halen kamuda orta düzey idareciyim.Sanal ortamda birkaç yerde yazıyorum. Kitaphaber ve Le Poete Travaille ( Şair Çalışıyor) dergilerinde çalışmalarım halen sürüyor. Türk ve batı edebiyatı eksenli okumalarım ve çalışmalarım devam ediyor. Edebiyatla ilgilenen ve bu amaçla toplanıp bir araya gelmeyi amaç edinen her yer ilgiye değerdir.


</description>
        <link>http://sahintorun.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Sun, 08 Nov 2009 21:45:11 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Franz Kafka: &amp;#8216; Bir Şeyden Yoksun... &amp;#8217; Bir Yüzyılın Alınyazısı</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/franz-kafka-bir-seyden-yoksun-bir-yuzyilin-alinyazisi_7930451.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/franz-kafka-bir-seyden-yoksun-bir-yuzyilin-alinyazisi_7930451.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Hayatını, birbiri ardına geçen gün doğumlarını gün batımlarına ekleye ekleye adeta bir mecburiyetmiş gibi yaşayan bir insan için, dünya kesinlikle tahammül edilemez bir yer olur. Böylesi bir dünyada böylesine mecbur edilmiş bir yaşamı sürdürebilmek ise hiç kuşkusuz hem dünyayı hem de yaşamı kişisel bir mesele haline getirir ve insan varlığı er yada geç gitmekle kalmak arasında salınan bir inadın cenderesine sıkışıp kalır&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bununla beraber dünyasıyla mecburiyetinin o gayrimeşru beraberliğinden doğurduğu inadı ne kadar güçlü olursa olsun fazlaca bir işe yaramaz ve insan ne anasına ne de babasına hayrı dokunmayan yabanıl bir evlat gibi büyüyen bu inatla, başından sonuna kadar gitmek zorunda olduğu hayat çizgisi üzerinde öyle bir noktaya gelir ki, anlamla anlamsızlığın birbirine değdiği bu noktada ise bir anda bütün geriye dönüş umutları tek tek silinir ve kanarlarına çarpıla çarpıla yaşanan dünyanın karanlık odalarında yönünü şaşırmış, çaresiz ve sessiz bir çığlık yankılanır&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;#8216;&amp;#8230;Dünyanın acılarından uzak tutabilirsin kendini, böyle yapmakta özgürsün ve senin doğana kalmıştır bu, ama kaçınabileceğin bir acı var ise, işte buda belki bu uzak tutuştur&amp;#8230;&amp;#8217;&lt;BR&gt;Aslında ulaşılmak istendiği kadar da ulaşılmaması gerekene doğru güçsüz adımlarla yola çıkan bir insanın çığlığıdır bu&amp;#8230;&lt;BR&gt;Oysa yolculuk başlamış, geri dönüşü olmayan o meşum noktaya kadar gelinmiş ve gereklilik çemberi tamamlanmıştır.&lt;BR&gt;Öyle doğduğu yada öyle olduğundan olsa gerek, bu insan için artık ne kadar yuvarlatılırsa yuvarlatılsın tamamen kişisel ve köşeli bir dünya söz konusudur.&lt;BR&gt;Kendi &amp;#8216;Yargı&amp;#8217;sını kendisi yapan ama &amp;#8216;Dava&amp;#8217;sını başkalarının yürüttüğü bu adam için bu köşeli dünyanın öteki adı ise &amp;#8216;Çöl&amp;#8217; dür artık ve kırk yıldır kıvrana kıvrana yaşanan ve gidilemeyesi &amp;#8216;Kenan&amp;#8217; a varmak için terk edilmesi gereken son topraktır belki de&amp;#8230;&lt;BR&gt;Sorun ise sadece &amp;#8216;Çöl&amp;#8217;de yada dile düşen bu çöle içk.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/franz-kafka-bir-seyden-yoksun-bir-yuzyilin-alinyazisi_7930451.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:08:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Baudrillard'ı Anla(ma)mak&amp;#8230;</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/baudrillard-i-anla-ma-mak_7930441.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/baudrillard-i-anla-ma-mak_7930441.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;''&amp;#8230;Biri, olayı görür; kendini görür; kendini olayı görürken görür, kendini olayı gören başkalarını görürken görür ki; bu başkaları da belki kendilerini olayı görürken görmektedir. Demek ki icra, icracılar ve izleyiciler vardır; ve kendini gören bir kendi vardır ki, bu icracı, izleyici ya da izleyicilerin izleyicisi olabilir&amp;#8230;'' &lt;STRONG&gt;R. SCHECNER&lt;/STRONG&gt; &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;''&amp;#8230;Dünya köyünü Maya'nın peçesi örtmüş. Kaşlarının üstünde şaşkınlığın gölgesi. Konuştuğumuz sadece oyun değil; hayali şeyler galaksisinde içkin dünya oyunu&amp;#8230;'' &lt;STRONG&gt;H. BLAU&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;#8230;&amp;#8230;//&amp;#8230;&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;I-&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;20.Yüzyılın son çeyreğine doğru postmodernize edilmiş batılı düşünce dünyasına, nereye yerleştirileceği bilinemeyen bir puzzle'ın parçaları gibi düşen Baudrillard'ın yapıtı aslında onun daha erken dönemlerinde aklına koyduğu kararlı bir kopuş düşüncesinin ürünleridir. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Kopma düşüncesinin kopandan kaynaklandığı ve koparken duyulan sızının kopandan çok kopulan yerde hissedildiği, kopanın da bu kopma acısını eni konu pahalıya malolmuş bir özgürlükle değiş tokuş ederek fazlaca duyumsamadığı bir kopuş sürecidir bu&amp;#8230; &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Nesneler Sistemi-Le Systeme de Objects' ile başlayıp, '&amp;#8230;yeni bir metalaşma, yeni bir teknik düzen, yeni bir ortam, yeni bir gündelik hayat alanı ve yeni bir hipermedeniyet&amp;#8230;'(1) tasarımıyla gelişerek, Simgesel Mübadele ve Ölüm-La Miroir de La Morte' le sonuçlanan bu sürecin ilk evresini kapatırken / koparken şöyle der Baudrillard : '&amp;#8230;Gerçekten direnebilecek tek şey ölümdür..' &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;II-&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Yapıtının başlangıç noktasında durması nedeniyle Marx'a çok şey borçlu Baudrillard. Ama Marx'ı kitle kültürü ile birlikte, kitlesel üretim teknolojilerini de kapsayacak şekilde genişleterek açıklarken ve bir anlamda da aşarken bu borcunu ödüyor. &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Öyle ki, 70'lerin sonuna doğru Marx on.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/baudrillard-i-anla-ma-mak_7930441.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:07:01 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>J. J. Rousseau'nun 'Emile'i ya da Çocuk Eğitimi Üzerine Romantik Bir Hikaye</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/j-j-rousseau-nun-emile-i-ya-da-cocuk-egitimi-uzerine-romantik-bir-hikaye_7930421.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/j-j-rousseau-nun-emile-i-ya-da-cocuk-egitimi-uzerine-romantik-bir-hikaye_7930421.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Montaigne, John Locke ve J. J. Rousseau. Eğitim konusunda en fazla düşünen üç batılı usta. Kökleri farklı biçimlerde de olsa Eflatun&amp;#8217;a kadar geriye gider bu üç büyük ustanın&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Emile Durkheim ve Max Weber&amp;#8217;e gelindiğinde ise tamamen sistematize edilmiş ve sosyolojiyle ilişkilendirilmiş bir yeni bilim dalı olup çıkar eğitim.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sonrasında bütün bu büyük ustaların fikirleriyle ortaya çıkmış birçok modern deneyime girişilerek postmodern düşünür İllich&amp;#8217;in &amp;#8216;Şenlikli Toplum&amp;#8217; tasavvurundan Neo-Marksist Joel Spring&amp;#8217;in &amp;#8216;Özgür Eğitim&amp;#8217;ine kadar genişleyip şekillenen bir eğitim endişesinin sürdürüldüğü gözlenir.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bununla beraber felsefeden sosyolojiye, iktisadiyattan tarihe, psikolojiden kültüre ve hatta insanla topluma dair bütün bilimleri kapsayacak biçimde genişlediği gözlenen bu eğitim endişesinin Batılı toplumlar nezdinde sanki de tek bir noktada ele alınabilecek kadar belirginleşen ortak bir &amp;#8216;idea&amp;#8217;yı şekillendirdiği görülür.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Hangi biçimde olursa olsun &amp;#8216;insan&amp;#8217;ın &amp;#8216;eğitilebilir bir hayvan&amp;#8217; olduğu düşüncesiyle bu hayvandan elde edilecek faydayı (pragma) maksimize etmeye endekslenen bu idea nın izleğinde ise kimi zaman birey&amp;#8217;in, kimi zaman devlet&amp;#8217;in kimi zaman toplum&amp;#8217;un kimi zaman da dünya&amp;#8217;nın eksene oturtulduğu amansız bir arayış dikkati çeker.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bu bakımdan şairlerle güçsüzleri &amp;#8216;site&amp;#8217;den kovalayan Eflatun&amp;#8217;la &amp;#8216;Emile&amp;#8217;i eğitirken nesneler konusundaki yargı yeteneğini başka hiçbir erdemi sorgulamadan sadece yarar ilkesini gözeterek öğretmeye çalışan Rousseau deneyimi arasındaki benzerliğe şaşırmamak gerekir&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Zira Rousseau&amp;#8217;yu birçok imkana sahip özel bir çocukla girişilmiş bir romans yazarı olarak eleştiren H. Legrand&amp;#8217;a kulak verecek olursak &amp;#8216;&amp;#8230;Sadece nesneler konusunda olsa bile böylesine &amp;#8216;yararcı&amp;#8217; bir düşünceyi yücelterek eğitilen bir çocuk nasıl eğitilmi.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/j-j-rousseau-nun-emile-i-ya-da-cocuk-egitimi-uzerine-romantik-bir-hikaye_7930421.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:07:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Doğal Öğrenci Emile'den Türk Öğretmeninin Ruh Devrimine...</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/dogal-ogrenci-emile-den-turk-ogretmeninin-ruh-devrimine_7930401.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/dogal-ogrenci-emile-den-turk-ogretmeninin-ruh-devrimine_7930401.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Yıl 1870&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Paşaların Paşası Ziya Paşa Cenevre&amp;#8217;de&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Kaldığı otelin geniş penceresinden Avrupa insanını izleyen paşa bir yandan da Rousseau&amp;#8217;nun &amp;#8216;Emile&amp;#8217; ini Türkçeye çeviriyor.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Baktığı pencerenin genişliğinde ne kadarını görebildiğini bilemediğimiz Cenevre sokaklarında günün modası halindeki &amp;#8216;Emile&amp;#8217;in Paris Parlamentosunun kararıyla Cenevre&amp;#8217;den de sınırdışı edilişinin 108 yılı kutlanıyor&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;1761 de yayınlanan &amp;#8216;Yeni Heloise&amp;#8217; in uyandırdığı etkinin ardından 1762 de peşpeşe yayınlanan &amp;#8216;Toplum Sözleşmesi&amp;#8217; ve &amp;#8216;Emile&amp;#8217; in etkisiyle 108 yıl önce Rousseau&amp;#8217;ya dar edilen Cenevre de bir Osmanlı paşasının hem Rousseau&amp;#8217;ya hemde Emile&amp;#8217;e karşı duyduğu bu ilgi ne kadar düşündürücüdür&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Cenevre&amp;#8217;den dönüşünden hemen sonra bir kısmını &amp;#8216;Mecmua-i Ebuzziya&amp;#8217;nın muhtelif sayılarında yayınlayan Paşa Emile için şöyle söylüyor&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;#8216;&amp;#8230;Bütün Avrupa dillerine çevrilen bu kitap, burada eğitim sistemini büsbütün değiştirmiş, 80-100 yıldan bu yana Avrupa ilerlemesine temel olmuş ve hala Türkçeye çevrilmemiştir&amp;#8230;&amp;#8217;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Ziya Paşa&amp;#8217;nın gerek Emile gibi bir öğrenciye ve gerekse Rousseau gibi bir öğreticiye sahip olamayışımıza eseflenerek çevirdiği kitap hakkında 1890 larda zamanın parlak hocalarından Selim Sabit Efendi ise &amp;#8216;&amp;#8230;Eğer sansür izin verecek olursa Türk öğretmenlerinin zihninde büyük bir uyanıklık gerçekleşecektir&amp;#8230;&amp;#8217; diyordu.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;1900&amp;#8217; lerin ünlü hocalarından İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ise adeta Emile&amp;#8217;i okuyarak zihni uyanıklığa ulaşmış bir Türk öğretmeni gibi üstüne bas basa &amp;#8216;&amp;#8230;Rosuseau&amp;#8217;nun Emile&amp;#8217;iyle Vefa İdadisindeyken tanıştığını ve hayatında büyük bir ruh devrimine yol açan bu büyük eseri tam 51 kere okuduğunu&amp;#8230;&amp;#8217; söyleyecekti&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Ve II.Meşrutiyet&amp;#8230; Saltanat&amp;#8217;ın elinden koparılan özgürlük p.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/dogal-ogrenci-emile-den-turk-ogretmeninin-ruh-devrimine_7930401.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:06:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Toprak, İnsan ve Gölge...</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/toprak-insan-ve-golge_7930351.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/toprak-insan-ve-golge_7930351.html</guid> 
            <description>
&lt;P align=right&gt;Ve bir akşam daha gelip dayandı zamanın kapısına&lt;BR&gt;Gün geceye dönerken gölgeler boy attı kaldırımlarda...&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Şimdi adını hatırlayamadığım bir Fransız fotoğrafçı Paris gecelerine bakarak şöyle bir söz edivermiş&amp;#8230;&lt;BR&gt;&lt;STRONG&gt;&amp;#8216;&amp;#8217;&amp;#8230;Gölgelerin sahiplerinden daha uzun olduğu yerlerde güneş yok olmuş yani karanlık aydınlığın yerine geçmiş demektir&amp;#8230;&amp;#8217;&amp;#8217;&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Karanlıktan, güneşten ve gölgeden bahsederken ilk haliyle ne güzel, ne alımlı bir söz değil mi?&lt;BR&gt;Uzun gölgeler, kısa gölge sahipleri, karanlık ve güneş&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;#8216;Vay be&amp;#8217; diyesi geliyor insanın, demek ki neymiş: güneş yok olunca, karanlık aydınlığın yerine geçiyormuş ve böylece gölgeler sahiplerinden daha uzun oluyorlarmış&amp;#8230; &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Oysa biz Doğulu toplumlar, daha özel bir bakış içerisinde ise Müslümanlar görüntüyü de, gölgeyi de, hem gündüzün hem gecenin yaratıcısı olan Allah&amp;#8217;tan bilenler; bu Frenk fotoğrafçısının sözünü hiçte onun dediği gibi aydınlık ve karanlık kombinasyonlarında aramayabiliriz&amp;#8230; &lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Hatta ve hatta karanlıktan öte gecenin hikmetine bakarak görüntümüzün boylu boyunca yere/toprağa kapaklanmış, görüntü olarak kendimizde ne kadar büyüklük vehmedersek edelim, gölgemizin toprağa düşmüş halini ya da toprağa yakınlığını düşünerek bir başka yoldan bir başka fikre ulaşabiliriz&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;İyi ki gece varmış deriz belki; iyi ki geceler boyu gölgelerimiz görüntümüzün rağmına toprağa daha uzunca düşer, toprağa uzanır, toprağı kucaklarmış vesselam&amp;#8230;&lt;BR&gt;&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;Mesele bakış açısından ziyade bakışa yön veren idrakin kaynağındaymış demekki&amp;#8230;&lt;BR&gt;Zira bazı güneşli zamanlarda ışığın geliş biçimine göre de uzayıp kısalabilirmiş gölgeler&amp;#8230;&lt;BR&gt;Ve ister uzarken isterse kısalırken gölgenin düştüğü tek yer ise her daim toprak olurmuş&amp;#8230;&lt;BR&gt;Gün içindeki, aydınlık vakitlerdeki gölge öyle bir an gelir ki, tam da çivi gibi çakıldığı yerde, ya topuklarına y.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/toprak-insan-ve-golge_7930351.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:03:01 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Biz Kimiz; Lübnan Neresi; Komşumuz Neden Aç?...</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/biz-kimiz-lubnan-neresi-komsumuz-neden-ac_7930321.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/biz-kimiz-lubnan-neresi-komsumuz-neden-ac_7930321.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Lübnan&amp;#8217;ın hali malum, öncesinde Filistin&amp;#8217;in, Irak&amp;#8217;ın daha öncesinde Afganistan&amp;#8217;ın, Bosna&amp;#8217;nın, Çeçenistan&amp;#8217;ın halleri&amp;#8230;Malum hepsi&amp;#8230;&lt;BR&gt;Sebepleri de malum bütün bu yürek dağlayan malum haller toplamının, zira İslam dünyasının- ki gündemde aslında böyle bir dünyanın olup olmadığı sorulmaya başlanmıştır ve oldukçada anlamlı bir sorgulamadır bu- hali malum&amp;#8230;Ümmetin hali malum&amp;#8230;&lt;BR&gt;Oldukça geniş bir perspektif oldu bu farkındayım&amp;#8230;İslam dünyası, ümmet vs&amp;#8230;vs&amp;#8230;&lt;BR&gt;Belki de alışılmış dille söyleyecek olursak malumdan da öte bir malumu ilam bu&amp;#8230;Halleri malum olanlar kimdir? Kimdendir? Kimdir bu halleri malum olanlar? Kimlerdir ve kimlerin kardeşleridir?&lt;BR&gt;Hangi anlamda kime yakın, kimden uzak, kime ıraktırlar? Ne yapmışlardır da bugün bu haldedirler ve bu halleriyle kaç eksende kaç kere kendilerinden oldukları bilinen bir çizgiye dahildirler?&lt;BR&gt;Bugün için bütün bu sorulara her kim &amp;#8216;&amp;#8230;Bu ülkeler ve bu ülkelerdeki insanlar &amp;#8216;Bizdendirler&amp;#8217; diye cevap veriyorsa işte halleri malum olan bütün bu ülkelerdeki insanlar &amp;#8216;Bizdendir&amp;#8217; diyenlerdendirler&amp;#8230;&lt;BR&gt;Kimdir bizden olan? Biz olmak ne demektir? Bizden olmayanlar kimlerdir?...&lt;BR&gt;&amp;#8216;Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir&amp;#8217; diye buyuran son elçinin çizdiği bir &amp;#8216;Biz&amp;#8217; sınırı var&amp;#8230;Çok basit, çok anlamlı&amp;#8230;&lt;BR&gt;&amp;#8216;Biz&amp;#8217;den olmayan kimdir sorusuna çok manidar bir cevap var bu ölçülü sözde&amp;#8230;&lt;BR&gt;Kimmiş bizden olmayan; komşusu aç iken tok yatanmış bizden olmayan&amp;#8230;Komşusu acımasızca kurşunlanırken, arına namusuna dokunulurken, ülkesi işgal edilirken paparazzilerle dinlenenler, şenlenip şevke gelenler değil&amp;#8230;Sadece komşusu aç iken tok yatanlar&amp;#8230;&lt;BR&gt;Şimdi elimizi vicdanımıza koyalım düşünelim ve bütün bunları geçelim bir kalemde&amp;#8230;&lt;BR&gt;Bir yanda bütün suçu komşusu aç iken yatmak olan bir &amp;#8216;Biz&amp;#8217; den sayılmama kusuru, diğer yanda &amp;#8216.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/biz-kimiz-lubnan-neresi-komsumuz-neden-ac_7930321.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:03:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Dünya Dedikleri...</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/dunya-dedikleri_7930301.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/dunya-dedikleri_7930301.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Seyyid Hüseyin Nasr&lt;/STRONG&gt;&amp;#8217;ın Doğu ve Batı eksenin de ele alıp; Hıristiyanlar ve Müslümanlar nezdinde özelleştirerek söylediği bir söz var.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Der ki Nasr; Hıristiyanlar la Müslümanlar arasındaki ilerde olmak yada geride kalmak farkı salt ilerleme yada gerileme ekseninde ele alınabilecek bir fark değildir; zira bu kadar ilerlemekte bu kadar geride kalmakta son tahlilde bir seçim, bir ölçü meselesidir.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Ve bu sözlerini bir soru ile hitamına erdirir Nasr; &lt;STRONG&gt;Eğer ölçü ilerlemek ise bir Müslüman ne kadar ilerleyebilir&lt;/STRONG&gt;?...Ne kadar ileriye gidebilir?...&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Üstad Nasr&amp;#8217;ın bu sorusu çok manidar bir sorudur ve şöyle de açımlanabilir; cümle mevcudat insanın emrine amade kılınmış olsa da Müslüman olmanın kıstası ve tüm bu mevcudattan Müslümanca yararlanmanın ölçüsü nedir?...&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bir ölçü var muhakkak&amp;#8230; Gerektiği kadar&amp;#8217;la , olması gerektiği kadar&amp;#8217;la sınırlı; ve insan nefsinin ölçülerini İlahi Tembihle sınırlamakla ve bunu kalb ile tasdik ve dil ile ikrar ile kaim bir ölçü var muhakkak ve bu ölçü bir başka ölçüyle sözgelimi; Hint kumaş sanayini bitirmek üzere bir gecede kırkbin Hintli ustanın sağ kolunu kesecek kadar ölçüsüzlükle kaim İngiliz ölçüsüyle ilerlemeyi savunanlara göre pek fazla anlamlı ve kârlı olmasa da Müslümanca bir ölçü&amp;#8230; Var muhakkak&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Sözgelimi bu Müslüman ölçüsüyle uyuşmayan bir başka ölçü daha var; 19. yüzyılın son çeyreğinde 5 yaşındaki çocukların kömür ocaklarında çalışabileceklerine ilişkin kongre kararıyla tasdikli Amerikan ölçüsü ki; yüzyılın ilk çeyreğinde yapılan istatistiklere göre bu kongre kararıyla kömür ocaklarına indirilen o çocuklardan binlercesi ölmüş olsa da, daha çok kömür kazanılmış ve Amerikan enerji sektörü hızla ilerlemiştir diye yazıyor modern tarih&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bugün Amerikan enerji devlerinin &amp;#8216;head office&amp;#8217; lerinde bu çocuklardan bir kaçının resimlerinin, bu sonuna kadar patlatılmış ilerleme açlığı ile sonuna kadar hak edilmiş il.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/dunya-dedikleri_7930301.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:02:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Çünkü Onlar Arsızlar, Küçük Kızım...</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/cunku-onlar-arsizlar-kucuk-kizim_7930281.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/cunku-onlar-arsizlar-kucuk-kizim_7930281.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;Çünkü onlar arsızlar, küçük kızım ve arsızlar kolay kolay doymazlar&amp;#8230;&lt;/STRONG&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Üç kişiydiler, köşedeki ufarak masaya çökmüştüler. Üç kişiydiler enleri boylarına neredeyse denk, boyları kısa enleri uzun üç kişiydiler&amp;#8230; Üçü de manşet kollu gömlek üstüne kazak ve onun da üstüne kazak ve onun da üstüne kalın, kalantor işi montlar giyinmiştiler.&lt;BR&gt;Zaten iriydiler ki, böylece daha da irileşmiştiler&amp;#8230;&lt;BR&gt;Kısa boylu üç aç dev gibi, ama gerçekten de aç devler gibiydiler. İlginçtir üçü de gençtiler epeyce ve yine ilginçtir üçü de epeyce ama epeyce kel&amp;#8217;diler. Ha birde gözleri, mazota düşmüş kara bilyeler gibi, dibe çökmüş, doymamış bir fıldır fıldırlıktaydılar.&lt;BR&gt;Biz içeriye girdiğimizde oradaydılar. Üç tane, kel, iri, kısa boylu, fıldır fıldır aç gözleriyle üç aç bodur dev gibi köşedeki masaya çökmüştüler.Kollarının, dirseklerinin ve aç göğüslerinin doldurduğu masada bir kendileri bir de kâh çatallarla, kâh elleriyle dalıp çıktıkları tepsiler dolusu nevaleyle baş başaydılar.&lt;BR&gt;Evet biz içeriye girdiğimizde tam da onlarla çakışan bir uzam içerisinde böyleceydiler ve böylece herkes onlara bakarken onlar sadece kendileriyle ve kendileri için doldurulmuş tepsileriyle başbaşaydılar.&lt;BR&gt;Doymak bilmemecesineydiler, dudaklarının köşelerinden ve çenelerinden yağlı gerdanlarına başka başka yağlar damlıyordu&amp;#8230;Zaten yağlı, yalaşık, bulaşık bir parlaklıktaydılar ki, böylece daha da yalaşık, bulaşık oldular, par par parladılar.Yediler, yediler, yoruldular. Durdular, arkalarına yaslandılar, kalkıp lavaboya yollandılar arada bir, ellerinden, yüzlerinden sular damlaya damlaya geri geldiler, oturdular ve devam ettiler yemeye.&lt;BR&gt;Aklıma Marguirete Yourcenar&amp;#8217;ın Hadrianus&amp;#8217;un ağzından anlattığı, bir daha bir daha yemek için kusmaya giden Roma&amp;#8217;lı konsüllerle, aç Romalı askerler geldi onları seyrederken&amp;#8230;Kazanlar, arabalar, çuvallar dolusu yese de doymayan, doyamayan Rabelais&amp;#8217;in Gargantua&amp;#8217;sı geldi aklıma&amp;#8230;&lt;BR&gt;Akl.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/cunku-onlar-arsizlar-kucuk-kizim_7930281.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:00:01 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>'Seni Dinleyen Biri&amp;#8217; Var Çünkü</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/seni-dinleyen-biri-var-cunku_7930251.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/seni-dinleyen-biri-var-cunku_7930251.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;Öykünün has kalemi Cihan Aktaş ; diğer kitapları bir yana, sekiz öykü ve bir romandan sonra ikinci romanıyla yeniden okurlarıyla buluşuyor.&amp;#8216;Seni Dinleyen Biri&amp;#8217; kurgusu, toplumsal ve siyasal değinileri, ve bu bağlamlarda vermek istediği mesajın süzülmüşlüğü ile yazarının tecrübelerine dayalı sağlam tespitleriyle de son yılların en ilginç romanlarından biri.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;2002 &amp;#8216;de TYB&amp;#8217;ce yılın romanı seçilen &amp;#8216;Bana Uzun Mektuplar Yaz&amp;#8217; da 70&amp;#8217;li yılları bir kız öğrencinin &amp;#8216;Aslı&amp;#8217;nın gözüyle anlatan C.Aktaş tarihsel bir dizgeyi izlercesine bu ikinci romanında da 80&amp;#8217;li yılları, başat karakteri yine bir kız öğrenci ama bu sefer üniversiteli bir kız öğrenci olan &amp;#8216;Meral&amp;#8217; ve yakın çevresinin hayatlarıyla anlatmaya çalışıyor.&lt;BR&gt;Bu nedenle de &amp;#8216;Seni Dinleyen Biri&amp;#8217; nin başlıca karakteri &amp;#8216;Meral&amp;#8217;i ilk romandan tanıdığımız &amp;#8216;Aslı&amp;#8217;nın yaş, eğitim ve tecrübe anlamında daha bir olgunlaşmış hali olarak değerlendirmek mümkün.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Adını belki de &amp;#8216;Meral&amp;#8217;in omuzlarındaki yazıcı meleklere atfen söylenmiş, o meleksi dinleyişten alan &amp;#8216;Seni Dinleyen Biri&amp;#8217; karakterlerinin duruşları bir yana C. Aktaş&amp;#8217;ın romanda denediği ve daha da ileriye götüreceği gözlenen çok katmanlı, çok karakterli yapı ve farklı anlatım tarz ve tekniklerini kullanmış olması dolayısıyla da oldukça farklı bir roman olarak okunup tartışılacağa benziyor.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Bununla beraber C.Aktaş&amp;#8217;ın giderek bir Türkiye Romanı yazmaya çalıştığını da gözlemlediğimiz bu 70&amp;#8217;ler, 80&amp;#8217;ler ve devamını dilediğimiz 90&amp;#8217;lar, 2000&amp;#8217;ler dizgesinde, gerek yazarın ulaşmış olduğu teknik ve tematik olgunluk ve gerekse anlatılmak istenenler eksenindeki gidişatının ilk işareti olarak değerlendirmek ve öylece okumak gerekiyor bu romanı.&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;C.Aktaş yer yer şiirsel özellikler gösteren ve giderek damıtılıp süzülmeye yatkın bir dil kullanmış ve bu roman dilini kullanırken de .. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/seni-dinleyen-biri-var-cunku_7930251.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 03:00:00 +0200</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Mam Celal'in Kedileri, Sam Amca'nın Sicimi</title>
            <link>http://sahintorun.blogcu.com/mam-celal-in-kedileri-sam-amca-nin-sicimi_7930221.html</link>
            <guid>http://sahintorun.blogcu.com/mam-celal-in-kedileri-sam-amca-nin-sicimi_7930221.html</guid> 
            <description>&lt;P&gt;(Bir beldenin Düşmanları O Beldenin Çocuklarına Devlet Verir mi?...)&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;I&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;Kuzey Irak kürt yönetimi ile ona sahip çıkan Irak genel yönetiminin, himayesine sığındıkları Amerikan kartalının kanatları altındayken verdikleri poz hiçte onurlu bir hali resmetmiyor&amp;#8230;Zira en yakın zamanda salt Halepçevari bir ezilmişliğin, kovulmuşluğun ve itilmişliğin şekillendirdiği kabilevi bir hüznün tüm göstergelerine sahipken bile, böylesine katıksız bir hüznü onurla taşımak ve her neyi istiyorlarsa onu bu onurla isteyip elde etmek yerine bütün isteklerine, buldukları ilk fırsatta komşunun korunaksız kapılarını kırarak sahip olmayı seçmekle deforme olmuş bir poz yer almaktır bu resimde&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Devlet olmak yolunda, altlarına çekilmiş kırık dökük amerikan kamyonetleriyle Musul&amp;#8217;un, Kerkük&amp;#8217;ün kamu binalarını, konaklarını, korunaksız evlerini basarak talan edecek kadar cehle batmış bir kabilenin resmidir bu&amp;#8230;&lt;BR&gt;Üzerlerine hain gazlar dökerek çoluk çocuklarını yakan bir diktatörün heykelini Amerikan sicimiyle yıktıklarına şükrederek, o diktatörden boşalan saraylardan, depolardan, hangarlardan talan ettikleri devasa saksılar, mukavva kutular ve süt şişeleriyle zaferini ilan edecek kadar ipinden kurtulmuş, gaflet ve delalet içindeki bir kabilenin resmidir&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;Ezcümle daha düne kadar bütün diğerleri gibi kendilerinin de yurdu olan bir beldeyi işgal eden kuvvetlerle birlikte kendi yurdunu talan ederek, komşusunu hicabından utandıracak kadar onurunu kaybetmiş, deforme olmuş bir kabilenin resmidir&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;STRONG&gt;II&lt;/STRONG&gt;&lt;BR&gt;Muhakkak izlemişsinizdir; derme çatma kürsülerin arkasında, birkaç yıl evvelinin olsa olsa iki peşmerge lideri ve şimdilerde biri Irak devlet başkanı, öteki sözde kürdistanın başı iki adam, bir &amp;#8216;kedi&amp;#8217; efelenmesinde bulunmuş; böylece efelenirken de olgunlaşmamış bir keyfin gıcırdamasıyla hem kendilerini hem de dinleyen adamlarını ekşi ekşi güldürmüşlerdi&amp;#8230;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;#8216;Mam Celal&amp;#.. ( &lt;a href=&quot;http://sahintorun.blogcu.com/mam-celal-in-kedileri-sam-amca-nin-sicimi_7930221.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Fri, 08 Feb 2008 02:58:00 +0200</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://sahintorun.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>